Sunday, February 3, 2008

Sivil Darbe


Her kimlik ayrımcıdır... İnsanları "Biz" ve "Ötekiler" diye ayırır... *** Her kimlik bölücü olabilir... Hiçbir kimlik bölücü olmayabilir... *** Türkiye'de farklı kimlikler vardır: Türk, Rum, Kürt, Ermeni, Çerkez, Laz... Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Ateist... Ortodoks, Katolik, Protestan, Süryani, Nasturi... Sünni, Şii, Alevi, Şafii... Bu farklı kimlikler ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı altında bir arada yaşar. Onları bir arada tutan ilkeler demokratiklik, laiklik ve hukuk devletidir. ***
Demokratiklik: Herkes temel hak ve özgürlüklerine eşit biçimde sahip olacak.
Laiklik: Herkes din, mezhep, inanç farkları dikkate alınmaksızın devlet karşısında eşit muamele görecek.
Hukuk devleti: Herkesin devlet karşısındaki eşit hakları ve demokratik özgürlükleri, yargı erkiyle korunacak. ***
Atatürk Devrimleri'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal ve hukuksal düzeninin ve bu düzenin ifadesi olan anayasanın hedeflediği düzen budur. Farklı kimlikler bu düzen içinde bir arada, barış içinde yaşar. ***
Bu düzenin ilkelerinden birini bozarsanız... İnsanların inançlarını veya giyim kuşamlarını ölçü alır ve bazı kesimlere devlet içinde ayrıcalık tanıyarak eşitliği bozar, demokratiklik ilkesini zedelerseniz... Laiklik ilkesini, dinsel veya siyasal simgelerden birine veya her ikisine birden kurban ederseniz... Hukuk devleti ilkesini, iktidarın siyasal iradesi altında yozlaştırırsanız... Farklı kimliklerin, önce ayrımcılık ve sonra da kaçınılmaz olarak bölücülük nedeni olmasını engelleyemezsiniz. ***
Farklı kimliklerin bazıları görünüşten anlaşılmaz... İlk bakışta fark edilmez... Bazıları görünüşten anlaşılır... İlk bakışta fark edilir... Türkiye'deki farklı din, dil, ırk, milliyet kimlikleri, genellikle görülüp anlaşılan, ilk bakışta fark edilen kimlikler değildir. ***
Toplumumuzu, erkek egemenliği ve kadınların ikinci sınıf vatandaşlığı üzerinden ayrımcılığa götüren, ilk bakışta görülen, fark edilen sıkmabaş ya da türban... Arap emperyalizmi ve onun içerdeki dinci uzantıları tarafından empoze edilen sıkmabaş ya da türban... Cumhuriyetin kuruluşundan çok sonra, 1960'lı yıllarda sistematik bir biçimde, eğitimle topluma aşılanan sıkmabaş ya da türban... Ayrımcılıktan bölücülüğe doğru hızla yol alıyor.
*** Sıkmabaş ya da türban, anayasaya sokuluyor... Anayasa Mahkemesi 'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 'nin kararları, "hile-i şeriye" ile aşılmak isteniyor... Anayasanın "değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek" olan laiklik ilkesi zedeleniyor... Türkiye'de anayasal rejim, bir sivil darbeyle değiştirilmek isteniyor...

Emre Kongar

3 comments:

Yunus Blog said...

Türkiye'de başörtüsünün üniversitelerde veya "kamusal alan" olarak tabir edilen mekanlarda serbest olmasına karşı çıkan insanları, temel olarak üçe ayırmak gerektiği düşüncesindeyim:

1) Sadece devletin değil, halkın da günlük uygulamalarında dinsel öğelerden uzaklaşması ve "medeni ve ehlî" hale gelmesini amaçlayan "jakoben elit"ler.

2) Devletin süregelen yapılanmasından dolayı halihazırda elinde tuttukları makam ve yetkileri kaybetmek istemeyen bazı bürokrat, öğretim üyesi, yüksek yargı mensubu ... vs gibi mevki sahipleri.

3) Halk için serbestiyi ve özgürlüğü savunmalarına karşın, başörtüsünün üniversiteye ya da kamusal alana girmesinin geniş bir politikanın parçası olduğunu düşünerek, ileride kendi yaşamlarında gerçekleşebilecek kısıtlamalardan samimi bir endişe duyan kesimler.

Birinci kesim hakkında, Etyen Mahçupyan'ın dile getirdiği Şükrü Hanioğlu'nun tespitleri dikkate değer. Bu analizin iyi değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. (Burada paylaşmayı da düşünüyorum, uzun ve ilgi çekici bir makale.)

İkinci kesimin ise asıl sıkıntısı başörtüsü değil, hükümetin diğer politikalarından dolayı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları güç, yetki ve menfaatlerdir.

Bu yüzden bu spesifik konunun dışında kalmaktadırlar ve genel hükümet politikaları (özelleştirme, AB süreci ... vs) kapsamında haklarında yorum yapılmalıdır.

Asıl üzerinde durulması gereken kesim ise üçüncü kesimdir.

Çünkü bu insanlar gerçekten bir korku içindeler ve ne birinci grup gibi toplumu bir "sosyal mühendislik" çabasıyla değiştirmek veya bunu savunmak gibi bir dertleri var, ne de ikinci grup gibi kaybedecekleri bir mevki veya çıkar söz konusu.

Birinci ve ikinci gruba dahil birtakım kişilerce, üçüncülerin korkuları sürekli bir pompalanma içerisinde.

Şu anda asıl çatışma, başörtüsüne özgürlük isteyen kesimlerle ilk iki grup arasında yoğunlaşmaktadır.

İşte bu yüzden asıl önemli olan üçüncü kesimin gözden kaçırıldığı fikrindeyim.

Öyleyse, başörtüsüne özgürlük geldiği zaman bunun gizli bir planın parçası olmadığı, sadece özgürlükler tabanında ele alınması gerektiği ve insanların yaşamlarına asla bir müdahalenin söz konusu olmayacağı kararlılıkla ifade edilmeli, hukuksal taban buna göre düzenlenmelidir.

Hükümet yetkilileri her platformda, sosyal psikolojiyi de göz önünde bulundurarak, sabırla ve bıkmadan usanmadan bunu dile getirmelidirler.

Zaten olay özgürlükler ve insan hakları boyutunda çözüme kavuşturulduğunda, bu kesimin de belli bir süre sonra endişelerinin yersiz olduğunu görebileceklerini zannediyorum.

Bu da ilk iki grubun uzun vadede etkinliklerini büyük ölçüde yitirmeleri anlamına gelecektir. Çünkü üçüncü kesim azımsanmayacak derecede bir kitleyi ifade ediyor.

Önümüzdeki yıllarda bu değişime tanık olacağız. Yavaş, ama kararlı bir biçimde.

STİNGROSE said...

türban sorunu yarayan bir kanadır
95-96 yılları hatırladığımda başörtüsü üniv ve askeriyenin belli yerlerinde de serbestti
bu serbestlik 28 . şubat kararlarından sonra ani bir değişiklik gösterdi

buna dönemin başbakanı necmettin erbakanın tavrı etkili olduğu ileri sürülmüştür,bazı kesimse sadece bahane olarak ileri sürüldü tezini savunmaktadır
türban sorununu çıkartanlar aslında başörtüsüne de karşılardır
bu açıkça söylenmez

üniv.lerde türban sorunun çözüleceğine katılmayanlardanım

türban sorunu elit laik kesimin diğer kesim diye tarif ettikleri gruba olan zayıflığını hissettirmemek amacıyla bir koruma vazifesi görür

bu bir barikattır ,mekanizmadır

bu barikatı koyanlar sınırları korumaya koyuluyorlar ...acaba aşıldı mı diye
bu barikat bazen esnekleştiriliyor bazen sıklaştırılıp uyguluyorlar
kamusal alan tarifi tamamen bu koruma içgüdüsüne paralel bir uygulamayı beraberinde getiriyor
bazen okul bahçesine veliler alınmıyor bazen üniv kapısından veliler gönderiliyor tepki alındımı sınırları zorlamayı bırakıp asıl barikata dönülüyor

elit laik kesimin kendince güçlü bu ülkede biz varız amacı taşıyan bu barikat türban sorunun çözümlenmesiyle aşılacak

peki o zaman ne olacak?

yeni bir barikat kurulacak
kurulucak barikat nasıl birşey olur tahmin edemiyorum çok bir karşı tepkiyi de beraberinde getirecek
bu elit laik kesim kendini bu barikatla güvende hissediyor
barikat orda oldukça rahatlar peki ya olmazsa ....
o zaman işler karışıyor
kaanatimce türban sorunu bir bakıma çözülürse başka bir büyük barikatla karşı karşıya kalabiliriz
türban sorunun çözümünü isteyenler keşke çözümlenmeseydi diyebilirler
diye düşünüyorum
türbana karşı olan başörtüsüne de karşıdır
halktan kopuk yaşayıp devletten beslenip gelişen bu tabaka hükümetteki görüşle tepeden tepeye ters fikirde lakin ekonomik çizgide ve AB çizgisinde hemen yanında olan bir duruşu hakimdir
elit laik kesim azınlık bir kesim görüşü hakim bir görüştür fakat bir çok alanda son derece etkilidirler
gazete tv ,tüsiad v.s yabancı kültürle haşir neşir olup kendince türkiye cumhuriyetini kendileri kurmuştur
oldukça zengindir ve refah seviyesi ülke şartlarına göre son derece yüksektir
başörtüsü sorunu çözülürse daha büyük bir sorun ile karşı karşıya kalabiliriz diye düşünüyorum

farzedelim ki kalktı bazı üniv ler şimdiden isyan bayrağını açıp anayasada serbesttir hükmü girerse bu öğrencileri derse almayız yada biz derse girmeyiz diye sorunun çözümünde köstek olacaklarını açıkça belirtmişlerdir

görelim mevlam neyler o neylerse güzel eyler
hakkımızda hayırlı ne ise o olsun.....

kaan said...

sürekli tartıştığımız bir konu olmasından dolayı hala üzerinde bir uzlaşıya varılamamsının sebebinin söz konusu argümanın görünür olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.insanları,sağcı,solcu,sünni- alevi,laik- antilaik gibi kavramlarla ayırsanız bile bu ayrım gözle görülür değildir. fakat bir sembol bulursanız bu insanları birbirinden bir daha hiç bir zaman bir araya gelmemek üzere ayrırırsınız. Ruanda da ki hutu ve tutsi ayrılığıda Büyük ölçüde görünüme dayanıyordu; deri renginin açıklığı ve koyuluğu üzerine idi. sonuç bir felaket oldu...
sembollerle insanlar ayrıştırıldığı zaman herkes bir kategoriye girer. ben aslında öyle düşünmüyorum gibi söylemler de önemini kaybeder. ya bizdensin yada onlardansın fanatizmi düşünceye egemen olacaktır. Bunun önünde kimse duramaz çünkü fanatizmin sonu yoktur..