Tuesday, February 12, 2008

Çağdaş gericiler" ve başörtüsü





"Çağdaş gericiler" ve başörtüsü
Aslında, toplumu ilimde, teknolojide, insan hak ve özgürlüklerinde geriye götüren herkes gericidir. Küresel dünya toplumlarının kabul ettiği din ve vicdan özgürlüğü, hukukun üstünlüğü hazmedemeyenler gericidir


Başörtüsüne karşı olanların sıklıkla kullandığı bir kavram "gericilik"tir. Çünkü, onlara göre, başörtüsü çağdaş yaşama ters düşer. Sadece giyeni değil, ülkeyi de gerici yapar. Cumhuriyetin bütün kazanımlarını kaybettirir. Bizi birkaç asır geriye götürür. Dolayısıyla, ülkeyi seven çağdaş ilerici aydınların bu gidişe dur demesi gerekir. Bu yazıda, hem kendi hayat serüvenimden, hem de Türkiye'nin çağdaşlaşma serüveninden hareketle, ülkeyi "gericiler"den korumaya çalışan bu "çağdaşlar"ın, ironik bir şekilde, ülkenin ilerlemesine nasıl engel olduklarını anlatacağım.
Çocukluğum ve gençliğimin ilk yılları, "tarım toplumu"nda geçti. Lise ve üniversite yıllarımda "sanayi toplumu"yla tanıştım. 28 Şubat post-modern darbesinden "bilgi toplumu"na göç etmeye karar verdim. Tarım toplumunun zorbacılarından kaçtığım gibi, sanayi toplumunun post-modern zorbacılarından da kaçtım. Doktora eğitimi için Amerika'ya geldim.

Amerika'ya ayak basar basmaz farklı bir toplumla karşı karşıya olduğumu anlamıştım. Aslında Amerika'nın çifte standartlı değerlerine değil, orada gördüğüm "bilgi toplumu"nun faziletlerine hayran kalmıştım. Bilgi çağına öncülük yapan beyinler kainatın mekanik işleyişi ötesinde yeni bir boyutunu keşfetmişlerdi. Herşeyin bir de "bilgi boyutu" vardı aslında. Muhteşem bir bilgisayar gibi çalışan kainatın fiziki donanımını çözmüştü "sanayi toplumu". Ancak, mekanik işleyişin arkasındaki "yazılımı" çözmek bilgi toplumuna nasip olmuştu. Düşünce ve inanç hürriyeti zemininde çalışan zinde beyinlerden binlerce teknoloji harikaları sudur etmişti. Sanayi toplumunda parasal sermayenin, fabrikalar inşa ederek, ürettiği serveti, bilgi toplumunda "bilgi sermayesi" yapıyordu. Bütün serveti "0" ve "1" rakamlarıyla yazılmış kodlardan ibaret olan Bill Gates dünyanın en zengin adamı ünvanını yakalamıştı. Bilgi tarihte ilk defa bu denli güç ve servet kaynağı olmuştu.

Türk ToplumunUN DEĞİŞİM Serüveni

Ulus-devlet yapısı üzerine kurulu sanayi toplumu, İnternet'in kullanımıyla, bilgi toplumunda yerini politik sınırların anlamsız hale geldiği küresel bir dünyaya bırakmıştı. Avuçiçi kadar küçülen dünyada herşey yeniden yapılanıyordu. Bilişim teknolojisindeki devrim, bireysel ve toplumsal hayatın her alanını etkileyerek, mal ve hizmet üretim ve dağıtımında yeni metot ve stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştı. Özellikle örgün ve yaygın eğitimi insanlara ulaştırmada İnternet bir paradigma değişimine yol açmıştı. Topluma sürü muamelesi yapan "seri ve standard" eğitim yerine, bireysel farkları dikkate alan "özgürlükçü ve çoğulcu" bir eğitim politikası benimsenmişti.

İtiraf ediyorum ki, "bilgi toplumu"nda insan aklının ürünleri olan bilişim teknolojilerine hayran kalmıştım. Görünürde hiçbir meyvesi olmayan bir ağaca benzeyen insanoğlu, uygun bir zemine dikildiğinde harika teknoloji meyveleri vermişti. Fırsat verildiğinde, insan beyninin neler üretebileceğini bir derece daha kavramıştım. Bundandır ki, doktora tezimi bilişim teknolojisinde çalışanlar üzerine yapmıştım. Bütün bunları yaşarken, Anadolu'yu ve Anadolu insanını unutmamıştım. Aksine, bilişim teknolojisinin sağladığı imkanlarla, olup bitenleri yakından takip ediyordum. Yazının başında belirtiğim gibi, Türkiye'nin serüveniyle kendi hayat serüvenim arasında büyük bir parallelik görüyordum.

Türkiye de, Cumhuriyet'in ilanında beri, "tarım toplumu"ndan, "bilgi toplumu"na uzanan uzun bir gelişme serüveni yaşamıştı. 1980'lere kadar, devlet kapitalizmiyle tarım toplumunu sanayi toplumuna dönüştürme projesi uygulanmıştı. 1980'lerden sonra dışa açılma ve özel sektörü teşvikle sanayileşme serbest piyasaya bırakılmıştı. Türkiye, tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşümü bitirmeden dünya bilgi toplumuna geçiş yapmıştı. Bu bir anlamda Türkiye için fırsattı. Kısa yoldan bilgi toplumuna sıçrama yapabilirdi. Nitekim son yıllarda bu alanda ümit verici gelişmeler yaşanıyor. Değişime açık, genç ve dinamik Anadolu insanı bilgi çağını yakalamak için büyük gayret gösteriyor. Ancak bu değişim ve dönüşüm sürecinde gücünü kaybeden "elit sınıf" rahatsız oluyor. "Akıllı makinaların" icat edildiği bir asırda, insanların akıllarını kullanıp, yapılanları sorgulamalarını ve alternatif üretmelerini çok görüyor. Kavramların içini boşaltıyorsunuz diyerek akıllara ipotek koyuyor. İnsanlara "akılsız makinalar" muamelesi yapıyor. Üniversiteye gidip, bilgi toplumuna atlamak isteyenlere "gerici" deyip tarım toplumuna mahkum ediyor.

Başlangıçta sorduğumuz soruya tekrar dönersek: gerçek "gerici" kime derler? Aslında, toplumu ilimde, teknolojide, insan hak ve özgürlüklerinde geriye götüren herkes gericidir. Başka bir deyişle, insan-ı kamil olma yolunda insanın maddi ve manevi hayatını kolaylaştıran, ona daha faydalı olan "yenilikleri", bir ideolojik saplantı uğruna red edip, "eski"yi yaşamaya ve yaşatmaya çalışandır gerici. Bu anlamda "ilerici" olmak geçmişi tamamıyla red etmek değildir. Çünkü doğrusal ilerleyen zaman boyutunda her bir an bir öncekine göre ileri ve bir sonrakine göre geridir. Asıl olan eski veya yeninin insanın kabiliyetlerini geliştirmeye ve toplumu ileriye götürmeye ne ölçüde yardım ettiğidir. İnsanın potansiyellerini ortaya çıkarmada ne kadar faydalı olduğudur. Ayran yerine cola içmek ilericilik olmadığı gibi, değişen zamana rağmen değişmeyen manevi gıdasını ibadetle karşılamak da gericilik değildir. Çağdaş diye her yeni düşünceyi kabul edip eskiyi atmak ilericilik olmadığı gibi, asırlar önce yaşamış diye Sokrat ve Eflatun gibi dehalardan istifade etmek de gericilik değildir. Cemil Meriç'in ifadesiyle "murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir."

ÇAĞDAŞLIĞA ENGEL OLAN ÇAĞDAŞLAR

Doğrusu, gericinin belirli bir dini veya ideolojisi yoktur. Otomobilin ulaşım aracı olarak kullanıldığı devirde, sünnet diyerek, deveye binmemiz gerektiğini söyleyen gericidir. Modern savunma stratejilerinin geliştirildiği bir asırda, Hz.Peygamber (asm) yaptı diye, hendek kazmayı öneren de gericidir. Hayatı kolaylaştıran teknolojik ürünlere karşı olan gerici olduğu gibi, o ürünleri yapacak beyinlerin etkin çalışmasını zemin sağlayan hak ve hürriyetlere karşı olan da gericidir. Örneğin, bilgisayarı "gavur icadı" diye kullanmayı red eden gerici olduğu gibi, yeni bilgisayarlar keşfetmek sevdasında olan beyinleri "mürteci" deyip üniversite kapısından içeri koymayan da gericidir. Kendi cehaletlerini başörtüsü tartışmalarıyla örtmeye çalışan "prof" etiketli sözde aydınlar da gericidir.
Küresel dünya toplumlarının kabul ettiği düşünce hürriyeti, din ve vicdan özgürlüğü, hukukun üstünlüğü gibi evrensel insani değerleri hazmedemeyen de gericidir. Çağdaş ülkelerin mahkumlara bile tanıdığı ibadet yapma özgürlüğünü öğrenci ve memurlara çok gören de gericidir. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünü dilinden düşürmeyip, ilmin ve aklın yolunu tıkayan ve kendisinden farklı düşünenleri susturan da gericidir. Aynı şekilde, millete ağalık taslamak için, Türkiye'yi bilgi toplumundan 1920'lerin tarım toplumuna geri götürmek isteyen de gericidir. Avrupa'dan yasaların ithal edildiği dönemi kutsayıp, Avrupa Birliği'ne girmeye karşı çıkan da gericidir. İleri bir yönetim şekli olan demokrasiden, despotizme götürmek isteyen de gericidir. İrtica hortlatarak, Türkiye'yi en az otuz yıl geriye götürecek askeri darbe sürecine taşıyan da gericidir. "Çağdaşlık" kisvesine bürünmüş darbe çığırtkanları da gericidir.

Doç. Dr.FURKAN AYDINER Florida Üniversitesi

No comments: