Wednesday, October 8, 2008
Yorum:Aktütün ve Şehitlerimiz
Duyguların ve düşüncelerindeki samimiyet yazına geçmiş ve bizde de okurken aynı hisleri uyandırıyor...Yazdıklarının her bir kelimesine katılmamak mümkün değil...
Ülkemizde görülmeyen bir kast sistemi var...Canlar hiç pahasına yıllardır ülke toprağını korumak adına satılmakta...Oysa biz ki silahlanma için en çok para harcayan ülkeyiz...Daha profesyonel askerlik sistemine bile geçemdik...
Topraklar satılır,canlar satılır özgürlük adına,demokrasi adına...
Üzerimize uymayan bir elbise giydirilmiş yıllardır ve elbise her bir tarafından yırtılmış,sökülmüş,beden artık taşmakta ama hala o elbise diye tutturup duruyoruz...
Özgürlük,demokrasi,insan hakları adına dünya batmakta...Güzelim Türkiyemizi ise önümüzdeki zamanlarda daha çok felaketler beklemekte ne yazık ki...
Biz hala bize bişey olmaz rüyamıza devam edelim...
saygılar...
aKrep...
Tuesday, September 23, 2008
Modern Köleler
Bir zihin karmaşası,beden yorgunluğu,isyankar cümleler,mutsuz ifadeler..gittikçe çoğalıyor mu,bana mı öyle geliyor?
Gökten özgürlük !bombaları yağdıran kan içici vampir ülkler,üzerimiz psikolojik bombalar yağdırıyor da bizim haberimiz mi yok?
Günü kurtarmanın peşinde,yetti yetmedi derdinde,iş hayatının içindeki modern köleler olarak bizlerin,geçmişteki zenci köleleden daha kötü durumda olduğumuzu düşünüyorum.
Onlarda,özgür olma sevdası varken,bu umutla her an nefes alırken,bizler özgür olduğumuz kandırmacasıyla nefes alıyor,sahte bir özgürlük yalanının içinde bize biçilen rolleri yaşıyoruz...
Çalışan köleler olarak gözümüz takvimde,tatil hesabı yapıyoruz,Bize bahşedilen bir kaç günlük tatil ile yıpranan ruh,beden ve akıl sağlığımıza ne kadar takviye yapabileceksek artık...Bunu bile elimizi cebimize sokmadan,tatil dönüşü kredi kartımızdan gidiş-dönüş(dönüşü kim garanti ettiyse:)) bilet ücretlerini ödemeden yapamıyoruız.
Tüm bu olumsuz düşüncelerin içinde ,bu rahmet kokan ayda,dilime dolanan bir cümle bana huzur veriyor...''Namaz;günde 5 vakit ,Allah'dan başkasına kul olmadığını hatırlamaktır''
Bu cümleyi uygulamakla insan olduğumuzu,yaradılan olduğumuzu unutmayacağımızı ve bizi gündelik köleler yapan ,isteğimiz dışında içinde bulunduğumuz sistemlere karşı daha güçlü durabileceğimizi düşünüyorum.
Kullarına kölelik eden, bu kulunu affeyle Allah'ım...
Hayırlı Ramazanlar...
aKrep...
nar_ı beyza 10.09.2008
bEnDen oLsUn
Wednesday, September 17, 2008
Yorum:Cern-cinler alemine açılan kapı olabilir(miş)
Aklıma gelenleri hemen paylaşacak olursam,zira bu yazıyı yazmaya 2 gün önce başlamıştım ama devam edememiştim.
Bilimin en büyük hedeflerinden biri,evreni çözmek,bilinmezlikleri aşmak,yapılabilecek olanları önce keşfetmek sonra da yapmak...İşte bunu düşününce aklıma Tatlı Cadı dizisi geldi.Yıllar önce okuduğum bir yazı da dizi yönetmeninin tatlı cadının burnunu her oynattığında isteklerini yapabilmesi fikrini nereden ilham aldığını okumuştum.Nertden mi:Kuran'da geçen ''kün fe yekün''Ol der ve olur''ayetinden...
Uzay yolundaki ışınlanma olayının da Hz.Muhammed'in miraç olayından esinlenmediği ne malum diye soruyorum normal olarak...
İnsanların burunlarını oynatarak bişeyler yaptırmaları olanaksız görünse de ışınlanmanın gerçekleşeceğine inananlardanım...
Yabancı filmler daima görünmez varlıkları işler konularında,bilinmeyen gizli güçlerdir bunlar,insanın peşinde hayatını alt üst eder ve insan bu bilinmez güçlerden korkar...Bunlar filmlerde değil gerçek yaşamlarında da var insanların...
Onlar doğa üstü güç desinler bu bilinmezlere biz ise cin diyelim.Zira bizim için bilinmez değiller Kuran bahsetmiş ve açıklamış bu maddi olmayan ama var olan yaradılmışları...
Şimdi burada cinler,başka alemler,hakkında Kuran ayetlerinden bahsetmeyeceğim zaten herkes bakabilir...
Bu nedenledir ki cinler almine açılan kapı olabileceği konusundaki görüşü,hafif gülümsetse de,katılıyorum...
eee şimdi ben de o yolculuğa katılıyor muyum sevgili hadesperado:)
bayılıyorum farklı düşüncelerin olmasına...
sevgiler..
aKrep...
sevgili kartal ve imperia'ya da yazıları için tşkler...yorumlar daha sonra inşaAllah...
Monday, September 1, 2008
Yorum:Gündem Üzerine
Sevgili Yunus'da umarım bu seslenişimizi duyar...(duymuş bile hemen hemen aynı zamanlarda yazmışız..tşkler Yunus)
İmperia dostumuza ise sonsuz tşkler aralıksız bizlerle olabildiği için...
Sevgili Ali tatil modunda bu aralar dokunmayalım ona ve huzurlu bir tatil geçirmesini dileyelim.
Hadesperado ile forumda karşılaşıyoruz ve yazamasa da buraları okuduğunu biliyoruz...ama yazarsa daha iyi olacak:)
Navi dostuma ne diyeyim ...ne diyeceğimi bilir zaten:))
Merhum...merhum,merhum,merhum:)))
Sevgili Kartal,
Kendine has bakış açınla(her birimizin kendine has bakış açısı,bu bakış açısına sahip olan topluluğun birer numunesidir)konuya benim de o taraftan bakmamı sağladı...Gerçi eğitim üzerine bu denli gidilmesini hiç bir zaman ortalama akıl seviyesinin altına sahip insanların oluşturulması amacı olarak düşünmemiştim ama , ne denilirse düşünmeden''kabul''diyen bir zümre yaratıldı ne yazık ki...Aslında böyle bir zümre laik kesimde de yaratılmıştı...Yine de onlar tarafından yetiştirildiği halde gözlerini kör etmemiş gençlerin olduğunu bilmek beni umutsuzluğa düşürmüyor bu aralar...
Bu toplumun öz inancı (din yıllarca kurankursalarında yasak-günah-cehennem olarak anlatıldı,kadınlar çok eşlilik için var olan yaradılmışlar olarak sunuldu,erkek egemen din anlayışı benimsetildi,eğitimden uzak,asosyal,garip kıyafetli insanlar yetiştirildi,ibadetin özünü bilmeden yapılan ibadetler neticesinde ibadet sonrası harama koşan bedenler çoğaldı,gelenek görenekler dinin aslı gibi sunuldu...vb...)alaşağı edildi ki tabii ki sırada devrimler olacaktı...
Biz ülke olarak birlik beraberliğimizi korumadık ki,laikler dini dışladı,dini (şimdiye kadar oluşturulmuş olan bir kesimden bahsediyorum)kesim laikleri....Kimse kimseyi tamamlamdı...İstenilen laikklik anlayışının bu toplumda uygulanamayacağını görenler ülkeyi idare edebilmek için dinin kullanılmasının şart olduğunu anladıklarında uygulamaya geçip gerekli kişileri yetiştirip devreye soktular...
Daha önce de yazdığımı tekrarlıyorum.Osmanlı'da ne zaman Yaradan'a kul olma bitip,sultana kul olma devri başladı...İşte o zamandan beri bu ülke topraklarında bir şeyler yolunda gitmiyor....Biz özümüze ihanet ettik...
saygılar...
aKrep...
Friday, August 8, 2008
Yorum:Ergenekon gibi 25 örgüt var
25 örgüt daha olduğu söyleniyor...250 olmasın...İstanbul ajan cenneti,Türkiye örgüt cenneti desenize...
Türkiye'nin asla demokratikleşmeyeceğine inanıyorum.Bu toprakların çok bereketli,asil olduğunu ve bu nedenle de toprağın ;Öz'e ihaneti bizlere ödettirdiğini düşünüyortum...Ne zamandan beri mi? Osmanlı'nın Yaradan'dan vazgeçip,sefahate daldığı andan beri...Topraklarımız bereketli,madenler çıkartılmayı bekliyor,ağzı tıkanan petrol kuyuları bir açışta ülkeyi petrole boğacak,en verimli nehirler bizde,3 tarafımız deniz...Ama bu bollukta bu sefalet...
Neden peki?
Var, ama yok oynandığı için.
Biz müslüman Türkleriz,neden bu oyunun oynanmasına izin veriliyor?
Demek ki nasipsiziz..
Neden nasipsiz...?
Toprağa ,Öz'e ihanetten olmasın sakın...
Bu ülkede daha ne oyunlar oynanır,daha ne canlar yanar...
Bir ergeneokon biter...Ardından bir dizi çekilir (kurtlar vadisi pusu yerine ne isim verilir acaba:)Halk tamam anlayacak duruma geldi denildiğnde düğmeye basılır ve örgüt ortaya çıkartılır...Biz de saf saf izleriz...Birileri ülkeyi satıyormuş,birileri kurtarıyormuş deriz...Bol yorum yapar sonra Aman sen de ben mi kurtaracağım ülkeyi deyip asgari ücretle geçinmeye çalışırken hayata veda ederiz...
Durum bundan ibaret...
saygılar...
aKrep...
Tuesday, May 27, 2008
Yorum:İşin aslı:İmama da Öğretmen de yenildi.
Sevgili hadesperado yine kaçırmamış yazıyı:)
Son zamanlarda gündem haberlerini yakından takip edemediğimden burada yazılanlar için tşkler arkadaşlar...
Thursday, May 22, 2008
Yorum:Rejim Zihniyetinin İç yüzü
Samanyolu habere baktım...Olay klasik medya zihniyetinde verilmiş:Kan dondurucu sözler diyerekten...Birileri kanların donmasını istiyor anlaşılan.Bizlerin bu tür kışkırtmalara değer vermeyeceiğmizi biliyorum ama yapılan yorumlar kışkırtmaya gelmeyen kesimin sayı olarak az olduğunu düşündürüyor bana.Ayrıca kan dondurucu sözler görmediğimi de belirteyim.
Şahsi kanaatim:Şeriat kanunlarını uygulayacak olanların kendi şahıslarında şeriati yaşamaları gerekir.Demokrasiyi özlerinde sindirememiş yöneticilerin bizleri nasıl yönettiklerini bizzat yaşayarak görürken (tüm yöneticilerden bahsetmekteyim geçmiş yıllar dahilinde de)şeriati nefsine kabul ettirememiş yöneticilerin uygulamalarını da Suudi Krallığında bu olayla görmekteyiz.
Yaşantılarının her anında Allah'a küfür ederek yaşayan insanlar hangi sıfatla bir insanı Allah'a küfür etti diyerek cezalandırabilirler...Tartışılması gereken konu budur.
saygılar...
aKrep...
Thursday, May 15, 2008
bEnDeN oLSuN...
Günün anlam ve önemine hitaben:
saygılar...
aKrep...
''Şurada bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!.. ''
Tuesday, May 13, 2008
Modern savaşların acımasız yeni yüzü
......
Çeçenistan’da ne oluyor:
Kafkasya’nın, Çeçen ırkı güçlü ve inanılmaz dayanıklı bünyeli insanlardır.
Çeçenler, türlü sıkıntı ve eziyete meydan okumuş bir millettir. Stalin döneminde milyonlarca Çeçen trenlerle Sibirya’ya sürgüne gönderilmiş ve darmadağın edilmişlerdi ama sağ kalmayı, ayakta kalmayı becerenler büyük sayılarda, hem de yürüyerek, her türlü meşakkate göğüs gererek, ana yurtları Kafkasya’ya geri dönmüşlerdir. (Kırım Tatarları da benzeri şeyler yapmış ve yaşamışlardır).
Çeçenler, 1990’lardan sonra tekrar, yıllarca Rus ordularına karşı amansız bir bağımsızlık mücadelesi vermiş, zaten ellerinde özerklik varken tam bağımsız olmak istemişlerdir.
Bu günlerde ise Çeçenlerin büyük bir derdi var: Çocuklarına bir şeyler oluyor. Evet, çocukları halsizlikten ve vücut ağrılarından kırılıyor. Evden okula gidene kadar gidip gelene dek halsiz düşüyorlar. Çeçenlerin en büyük korkusu, çocuklarını biyolojik-kimyevi savaşa kurban vermektir. Kahramanca çarpışarak ölmeyi tercih eden ve şehitliği şeref bilen bir millet için soylarının böyle hastalıktan kırılıp gitmesi ve çaresizce ölümü beklemesi inanılmaz korkunç bir his. Bunun Ruslar tarafından yapıldığına inanıyorlar. Başka izahı bulunamayan bu duruma insanlık adına müdahale etmek şarttır. Burada bir nesil, hem de gelecek bir nesil öldürülmektedir. Bu en korkunç türden bir soy kırımdır.
Ortadoğu’da ne oluyor:
Benzer olaylar başka yerlerde de oluyor:
Ortadoğu’da yapılan savaşları dikkatle izlenince bazı tekrarlar ortaya çıkmaya başlıyor. Orada en çok çocuklar öldürülüyor. Dünya basınını günlerce meşgul eden bazı fotoğraflar hatırlanacak olursa
........
yazının tamamı için:http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=18425
Monday, May 12, 2008
Dikkat! İkna odaları tüm ülkeye yayılabilir
İslamcı Aydın heyhat yazısında A.H. tesbitlerini yine çekinmeden paylaşmış okurlarla.O dünyayı en iyi eleştirebilen yazar şu anda.Tabii ki sevgili Kartal'ın gözünden de kaçmamış yazı:)
Yine Ahmet Hakan'nın ''öteki dünyada verilecek hesap ''yazısı da anlamlı ve okuyacak arkadaşlar için linkini veriyorum ancak ben devamı olan yazıyı şu an için ekliyorum.
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142761
............CHP’de görev dağılımı yapılmış.Nur Serter, "kadın politikaları" konusunda genel başkana danışmanlık yapacakmış..."Kadın politikaları ve Nur Serter" dendiğinde...Benim aklıma "ikna odaları" gelir...Serter, İstanbul Üniversitesi’nde rektör yardımcısı iken..."İkna odaları" gibi yarı faşist bir buluşla çıkmıştı kamuoyunun karşısına...Türbanlı kızlar okula geldiklerinde...İkna odasına çekilir..."Yavrum... Kızım... Sizi kimler kandırıyor böyle... Hadi aç bakayım başını... Devletle, üniversiteye kavga edilir mi? Devlet ne derse onu yapacaksın yavrum... Biz senin için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliriz... Hem Kuran’da türban falan yok kızım" gibi cümlelerle terapi yapılırdı...
Nur Hanım, şimdi politikacı oldu...Ve tüm Türkiye etkinlik alanı haline geldi...O zaman İranlı devrimcilerin, "Her yer aşura / Her gün Kerbela" sloganını anımsamakta fayda var...Yani artık her yer "ikna odası" olmalı... Bu eşsiz, güzel, harika, yarı faşist uygulama tüm yurt çapına yayılmalı...Hem de "Her mahalleye bir ikna odası" sloganıyla...Nur Hanım ve avanesi, memleketimizin ne kadar kandırılmış türbanlı kadını varsa...Hepsiyle yüz yüze temas kurup, bir "bilinçlendirme çalışması" yapmalı...Hem belki oy oranları da yükselir...
Saturday, May 10, 2008
Yorum:İrtica
özellikle bu cümleyi alırım ve teşekkürlerimi sunarım Sevgili Yunus:)
''Biz bu yüzden irticacı değiliz diye düşünüyorum.''
bu güzel düşüncene katılılıyorum sevgili Kartal:)
Bu ortamda sizlerle fikir alışverişinde bulunmaktan, mutluluk duyduğumu bilmenizi isteyerek,bugün kısa yazıyorum.
saygılar...
aKrep...
Friday, May 9, 2008
Yorum:Dejenerasyon,İrtica...
Yorum:Dejenerasyonun normalleşmesi:
Sevgili Hackmaster’’ Kişiliği yeniden inşa etmek yasalara saygılı yurttaşlar yetiştirmek içinde Modern Bir eğitim Sistemine ihtiyaç var..’’diyerek güzel demişsin de bu modern eğitim sistemini uygulayacak modern bireyler ne zaman yetişecek...
Abartılı olacak ama bizlerden (farklı ama hak,adalet,eşitli,özgürlük....vb düşüncelerde aynı)oluşan bir 1000 kişi düşünelim ve yeni doğan çocukları alıp yetiştirelim bambaşka bir ortamda.Bu rüşvetçi düzenin,bu ahlaksız medyanın,bu iğrençliklerin dışında.
k.i.b.kavramını oryantalizm ile ilişiklendirmen ile yararlı oldu.tşkler.
Yorum:İrtica Yoktur:
Burada farklı baktım konuya bunu paylaşayım sizlerle.Bir fotoğraf konuya bu kadar mı uygun olur:Jipine binen sakallı bir adam ve ardında 2 çarşaflı kadın(2 eş gibi).Bakın ben bile çarşafa-şalvara uzak dururken
Elimde güç olsa bu çarşafa karşı çıkan kadın-erkek herkese 1ay çarşaf giyme cezası verirdim.Bu düşüncem forumda bi ara çarşaflı avatarlar olduğunda oluşmuştu.
Pekiii buradan da ne sonuç çıkıyor,bu ortamın içinde yetişen bizlerin de üst paragrafta bahsettiğim çocukları yetiştirebilmemiz için bir zihin temizliğinden geçmemiz gerektiği...bakın insan neler düşünebiliyor :)artık yeter dediği anda...
Yorum:İrtica (geriye dönüş)üzerine:
Sevgili Yunus ‘’ Devletin görevi, insan eksenli ve bu özgür ortamı sağlayabilecek bir düzeni var edebilmektir. İnançlı-inançsız, şu dinden veya bu dinden hiç fark etmez.’’sözlerin olması gereken devlet anlayışıdır.Belirttiğin için tşkler.
‘’Bu bağlamda günümüzde Müslümanların ve diğer inanç sahiplerinin en rahat ve barış içerisinde yaşayabilecekleri düzen, özgürlükçü ve liberal laik bir sistemdir.’’
Sözlerine ise diyebilirim ki:Her ne kadar gerçek anlamda laiklik bu demek olsa da sistemin çıkaran avrupa dünyasına göz attığımızda bu sistemi kendi hristiyan inaç sitemlerinin hakim olduğunu düşündükleri düzenler için çıkardıklarını görüyoruz.Zira müslümanlara şimdiye kadar istem dışı (eh laikliği uygulamak zorunda kaldıklarından)özgürlük sağlasalar da avrupa ya da demokrasinin süper uygulayacısı abd de müslümanlara,müslümanlığa nasıl davranıldığını biliyoruz.Bugün Avrupa Birliğinin bir hristiyan dayanışma birliği olduğunu kendi üye ülkeleri bin kez ifede ettikleri ve hristiyan olmadığınız için almıyoruz sizi dedikleri halde bizler hala onların sistemlerini kendimize uygulama çabası içerisindeyiz.Temennim laik demokrasiyi özünde uygulayabilmemiz.
Ancak kesin olarak söylüyorum :Dünyadaki yaşanılan karışıklığın tek nedeni abd ve avrupanın tüm dünyayı hristiyanlaştırma çabaları neticesindedir.Yani savaşlar din adına yapılmaktadır.Buna karşı bizim tutunmamız gerek tek gerçek dinimizdir(Muhammed'in dini)
Bizleri laik demokrasi uygulamasının olduğu örnek alınan tek müslüman ülke heveslendirmeleriyle kandırırken kendileri hristiyanlığın olduğu bir dünya düzeni kurmaya adım adım değil koşarak gidiyorlarBu arada yahudilerle yaptıkları işbirliği sonucunda amaç müslüman adını dünyadan silmektir.
Aslında başarılı olduklarını dünyada 14 milyon yahudi kadar bile gerçek anlamda müslüman olmadığından görmekteyiz.:(
Yine şahsi kanaatim özü itibari ile laik demokrasi ne abd(zaten uygulamadığını biliyoruz)ne avrupa(kendi sistemini kendi uygulamıyor; din-inanç-ırk ayrımcılığı yaparak,papanın konuşmalarını da unutmamak lazım) da uygulanmayacaktır.
Ülkemizde neden uygulanamayacağını konusunda ise diyebilirim ki:Özüne ihanet ettiğinden ,1400 yıl öncesini içine sindiremediğinden...Hala şaman dini özentisinde olanlar henüz Türk halkının müslümanlığa geçişini hazmedememişler ki henüz çok yeni olan laik demokrasiyi özüne uygun uygulamaya geçirsinler.
Sevgili Yunus ‘’ Yoksa günümüzün dünyasında değil 1400 yıl, 70-80 yıl öncesine bile dönmek garabettir, gaflettir.’’sözlerin için şu düşüncelerimi paylaşmak isterim izninle:
Günümüz dünyası ne yazık ki bir önceki yazımda belirttiğim güzellikler!!içinde..İnan bu zamanda değil başka zamanlarda yaşamak isteyecek binlerce de insan var.Bilim,teknoloji diyorsanız bize internetten başka ne fayda sağlıyor teknoloji diye sorarım sizlere?tüm teknolji abdenin emrinde uzay keşfediliyorsa bu tüm dünya insanlarının refahı için değil ,için kedileri için her yapılan bir çalışma ,her ülke,her insan konntrol edilebilsin diye.Teknoloji denilen şey bir elektriğe bağlı.Elektrik yok teknoloji yok.Eski uygarlıklardan Maya,Astek,Mısır....vb.uygarlıkları düşününce içinde yaşadığımız zamanın hala çok geride olduğunu bile düşünüyorum.Hem ilim,teknolıji,hem refah yaşam seviyesi,hem ahlak açısından...
Uzun oldu ama... bugün rahat bir gündü...
saygılar...
aKrep...
Yorum:Aziz Nesin İrtica Yoktur
''Davranış kalıbı anlamında ve yaşayış tarzı bağlamında ise 1400 yıl öncesine dönmenin hiç bir mantığı Yoktur.''demişsiniz.
Bu mantıksızlık !:)içinde olduğumu bilmenizi isterim.Zira adalet,eşitlik,düzen,ahlak babında ki bunlar davranış ve yaşam tarzıdır, en güzel zamandır.
Bana diyin ki bu yaşam yani adil düzen şu zamanda da vardı o zamanı da inceleyelim ve bakalım.Ya da diyebilir misiniz bana şu an dünya üzerinde mevcut olan düzenler ile dünya daha adaletli,daha ahlaklı,insanlar daha özgür,daha refah,katiller,tecavüzcüler,yankesiciler,rüşvetçiler yok ortada...çünkü düzen harika ya ,ya da harika işliyor ya,kimse düzeni kendi çıkarların alet etmiyor ya,kimse ben özgürlük getireceğim adı altında toprakları kana bulamıyor ya,kimse çalmıyor ya....hep mevcut düzenin sağladığı güzellikler!!bunlar ...
İçim çok dolu galiba...
İnceliğinize sığınarak düşüncelerimi aktarıyorum arkadaşlar.
saygılar...
aKrep...
Yorum:Aziz Nesin İrtica Yoktur
İrticanın manasını yazma gerekliliğini hissediyorum,zira geriye dönmek benim gözümde en değerli olan peygamber zamanına dönmek ise sorarım:''irticanın şu sizin lehçede manası bu mu'?'diye.
*Büyük Lugat ve Meydan Larousse .(ar. ric'at'tan irticâ). Geri dönme, yapılan bir yeniliği istemeyerek eskiye dönmeyi isteme; eşanl. Gericilik./İrtica hareketi, yeni kurulan bir düzeni beğenmeyerek, eski düzene dönmek için girişilen eylem. *
Dinin içinden dini çıkarmak gerekli ki,asıl olan din ortaya çıksın artık.İrtica olarak gösterilen olaylar din midir acaba?
Buraya uygun olduğunu düşündüğüm bir alıntıyı da eklemek istiyorum.Düşüncelerimi özetlemesi bakımından.
saygılar...
aKrep...
*Bilelim ki, Medine önce yüreklerde kuruldu, ona Mekke’de hamile kalmıştı mü’minler. Göğüslerinde bir muştu gibi besleyip büyüttükleri bu nurtopu çocuğun adıdır Medine Devleti. İçimizdeki devletten habersiz yaşayan bizlerin, dahası,yürek devletini olumsuz davranışlarla kıyasıya tarumâr eden bizlerin, devletten söz etmesi şov yapmaktır.
Eğer, dünyadaki insana ve insandaki dünyaya varlığın, harcadıkça çoğalan ortak sermayesi sevgi hakim olmayacaksa, nasıl sağlanacaktır “insan”ın mutluluğu ?
Ve yüreklerin işgal altında olduğu bir toplumda, sevmeyi neyle, nasıl becerecektir insanlar ?
M.İslamoğlu-Yürek Devleti*
Yorum:Kerametler ...hakkında
Tez yazılarından sonra yazdığın ilk yazıyla burada olman da ayrı güzellik.
h.üzmez,m.karaduman,ahlak çöküntüsüyle ilgili düşüncelerin doğru olmasaydı da eleştirseydim seni şimdi.
Özellikle ''Bence evlenme-boşanma kavramlarının içinin boşaltılıp basite indirgenmesi bu konuyla ilgili birçok sorunun kaynağı..''cümlen üzerine kısaca yazarsam:Bu konu üzerine özellikle medyada görevlendirilmiş kişiler olduğunu düşünürsek 15 yılda evlilik,aldatma,evlilik dışı çocuk konularında toplumun bakış açısı değiştirildi.H.Avşar başta olmak üzere görevlerini yerine getirdiler ve aile kavramını basitleştirdiler.
Kerametler için ise diyebilirim ki:bizim savaşta dişi kırılan,üzüldüğü için 1 ay inzivaya çekilip aile hayatı yaşamayan...insan olan bir peygamberimiz vardı.Bunun üstüne kim bende insan üstü güç keramet vardır din adına diyorsa yalancıdır.Hele de sapıklıklarını dini alet edip şeyhlik,evliyalık taslayanların vay haline diyorum.
Allah'ın yakın dostları (evliyalar,şeyhler)kavramlarına da daima şüpheyle yaklaşırım.Zira tüm insanlar eşittir.Ancak takva olarak üstünlük vardır ve bu üstünlüğü de ancak Allah bilir.
saygılar...
aKrep...
Wednesday, May 7, 2008
Yorum:Çok eşlilik üzerine
Sevgili Hackmaster konuya çok farklı ve benim daha önce de hiç bakmadığım bir boyuttan bakarak güzel bir hale getirdin.Renklendirdin...Çok teşekkürler.
Sevgili Yunus''Bu arada ilk defa bu saptama konusunda aramızda ciddi bir ayrışma yaşandığını görüyorum ki bu ilginç ve heyecanlı oldu. İnsanoğlunun benimsemediğim bir davranış kalıbının bir realite olduğunu savunmak da şeytanın avukatlığını yapar gibi bana kaldı.''
sözlerine katılıyorum.Son cümleni ise gülümseyerek okudum.Teşekkürler.
Arkadaşlar bence hiç bir yerde çok eşlilik konusunun bu şekilde tartışıldığını sanmıyorum.
Daha da bitmedi zaten:)
saygılar...
aKrep...
Tuesday, May 6, 2008
Yorum:Çok eşlilik üzerine
Konuyla ilgili vardır,yoktur olayına girmek yerine şimdilik kısaca ,erkek arkadaşlarım bu konuya şaka-gerçek takıldıklarında onlara direk söylediğim şu düşüncelerimi sizlerle paylaşayım:
''Dört eş olayını peygamberimizi örnek alan erkekler olarak ve sünnetidir diye yapacaksınız öyle mi...?
O halde sünnet olayına başından girelim.Önce 25 yaşına kadar bekar ve namuslu olarak yaşayın, sonra 40 yaşlarında dul bir hanımla evlenin ,üstelik bu arada size genç kızlar da teklif edilecek ve siz hayır diyeceksiniz.
Sonra evliliğiniz artık ne kadar sürer bilinmez ama (siz 50li yaşlar gelin)hanım sizden önce vefat ederse(bu arada siz de vefat edebilirsiniz tabi..vah vah derim ben hiç merak etmeyin:) 3 yıl kadar da bekar yaşayın.
Sonra da yine 50li yaşlarda dul bi hanımla evlenin...
Sonra yine biz bu konuyu konuşalım , çünkü size hala yaşlı ve dul hanımlar bulmak gerekecek.
Bu arada peygamberimizin hayatını uygulayarak yaşayacağınıza göre evlendiğiniz hanımlara da kendi soyadınızı vermeyi bırakırsınız zira örnekle söyleyecek olursam Hz.Aişe; Aişe zevc Muhammed olarak değil ,daima Ayşe bint Ebu Bekir olarak anılmıştır.
Üstelik dinimizde olmayan ;geleneklerden dinmiş gibi karışan soy ;erkek evlattan devam eder düşüncesini de terk edip peygamber efendimizin soyu nasıl kızı Hz.Fatıma'dan devam ettiyse siz de artık kız evlatlardan da soy devam ettiğini kabul edersiniz...''
İşte bu ve benzeri cümlelerim olur arkadaşlarıma ve peygemberimizin hiç de uygulamayı düşünmedikleri sünnetlerinden,müslümanın yaşam biçiminden bahsederek, sonunda 4 evlik konusuna gelinceye kadar yapılması gereken çok şey olduğu konusunda anlaşır(onlar anlaşır görünür, ama şaşkın ) vaziyette konuyu noktalarız.
saygılar...
aKrep...
diyerek gün içinde yazdığım yazımı şimdi eklemek için açtığımda sevgili Yunus'un yazısını okudum.
Kişisel değer yargılarının dışında bir yazı yazdığını eklemen faydalı oldu en azından benim için.tşkler.
Ne geçmiş ,ne şimdi ,ne de gelecek için çok eşliliği doğal bir olgu olarak görmüyorum. Buradaki nezaketinden dolayı da ayrıca tşkederim Yunus.
Bize öğretilen erkek tanımlamasının(babadır,kocadır,dayandığındır,güvendiğidir,namusundur,helalindir,koruyanındır,gözetenindir,seni muhtaç etmeyendir,rezil etmeyendir,saygı duyduğundur...vb...)dışındadır.
Kadınını zor bir duruma düşürüp,istemeden paylaşmak zorunda bıraktırdığı için de
erkeğin çok eşliliği onun zayıflığıdır diyorum şimdilik.
saygılar...
aKrep...
Thursday, May 1, 2008
Tüm Din İstismarcılarına
Yazım bir şahsa indirgenmiş olmayıp ,bir örneğin etrafındaki çokluklara hitabendir.
Her ne kadar şahsa nazaran yazmak istemesem de ,fikirlerimi yazarken bu ayırıma istediğim doğrultuda riayet edemediğimi de belirtmek isterim.
''nice devler bir anda küçülmüs, ufalanmis, yok olmustu. herkes kendine bir sey sıçramasından korkuyordu. büyük peygamberin ondört asır sonra bir mucizesi gerçeklesiyordu: "bu dava garip gelmisti; garip gidecekti."
1.Çilenin Böylesi
Timaş Yayınları / Hatıra Dizisi
Yıllar önceki suikasti için biyografisinde bu sözlere yer veren bir insanın şu an içinde bulunduğu durum için şartları hazırlamış olabilmesi,nefsin ne kadar kuvvetli olduğunun bir göstergesi ve zehirli bir mikrop gibi her an çoğalan'' din istismarcıları işte böyledir ''diyebileceğimiz bir örnektir.
Medya,siyaset,iş dünyası,yargı,hukuk,sanat...vs...içindeki insanlar kendileri için birer çetele tutulduğundan bi haber mi yaşarlar ki,kimileri milyarca harcayıp fuhuş alemleri yapar,kimileri rüşvetin batağında gezinir,kimileri dini kılıf uydurur 4 eşle yaşar,kimileri....artık midem bulandığından yazamayacağım her türlü şerefsizlik ve ahlaksızlıığı yaparlar...Sonra da,dürüs siyasetçi,ahlaklı yazar,hayırsever iş adamı sıfatlarıyla her Allahın günü karşımızda boy gösterirler.
Bunlar bilmezler mi,pilleri bittiğinde artık sahneden çıkartılacaklardır.Zira yerlerine yenileri zaten hazırlanmıştır.Hem, ben dava adamıyım diyeceksin hem de ,bu davaya uymayan hayatı yaşayacaksın...Bildikleri halde susanların, zamanı gelince konuşacaklarını ve ele güne rezil olacağını bile bile bu hayatı yaşayacaksın.
''Diğerleri yaparken bişey olmuyor biz yapınca mı suç'' gibi ancak aklı kıt olanların söyleyebileceği bir mazeret sunanlara diyebileceğim ise:Evet sen yapınca suç!!Çünkü sen müslümalığa girmeden önce de takva üzerine yaşayan ahlaklı,güvenilir,özü sözü bir peygamberin arkasına sığınarak bunları yapıyorsun,çünkü sen benim gücüm(medya,siyaset,para....vb güçlerim olmayıp sıradan bir vatandaş olmaktan söz ediyorum)olmadığı için, benim yerime bulunduğun konumu kullanarak benim davamı savunuyorsun.Ne hadle diyorum...Benim davamı savunan insanların bu hallere düşmesi ne hadlerine!!!!
Biyografi sözlerinde bahsedilen dava İslamiyet'in tüm dünyada ışığının yayılması ise bu dava garip gelmemiştir ki sizlerin yanlış yolllarınızla garip gitsin...Peygamber gibi,asil,şerefli,ahlaklı bir liderle başlamıştır ve ne yazık ki O'nu 4 hanımla evlenme olayından ibaret sanan nokta beyinliler tarafından sahiplenilmiştir.
Zaman, bu nokta beyinlilerden kendimizi ayırmak ve onları topluca ait olacakları fikri karanlığa göndermektir.Bundan böyle nazarımda olmayanların inancımı savunmalarına karşı çıkacağım.Ancak bu şekilde tarafımı belli edeceğimi artık anlamış bulunmaktayım.Bize eli,beli,dili ahlaklı,özü ,süzü ,uygulaması bir insanlar gerek.
1.3 milyar sözde müslüman varken dünyada ,14 milyon inancına sadık yahudi var...Müslümanların da bir an önce çoğalıp 14 milyonu geçmesi lazım ki yeryüzü halifeliği için Yaradan'ın karşına çıkabilelim.
İnancımızı yeniden keşfedip,zehirli tohumları sulamayı bırakmanın zamanıdır.
saygılar...
aKrep...
Thursday, April 24, 2008
Batı Uygarlığı Tekrar Yükselmeyecek
saygılar...
aKrep...
Batı uygarlığı tekrar yıkılıyor. Rönesansla başlayan ve edebiyattan fen bilimlerine, siyasetten felsefeye, dünyaya beşyüzyıldır yön veren ve bugünkü dünya kurumlarını inşa eden batı uygarlığı yine ıstıraplar içinde!
Batı uygarlığı, I. ve II. Dünya Savaşı'yla yıkılma tehlikesi geçirdi. Ayrıca, son iki yüzyılda, kendi içinden hortlayan soykırımcılığı ve kendi mezhep kardeş kavgası kendi ırkçı ayrımcılığı ve kendi emperyalist sömürgeciliğiyle büyük badireler atlattı.
Ancak, bu vahşi gelişmelere karşı kendi içinden insanlar, aydınlar, partiler, ideolojiler çıktı ortaya. Yine kendi içinden savaş karşıtı, sosyalist ya da bu vahşi gelişmelere dur diyen ve iyilik, insanlık, ahlak ve vicdan üzerine büyük felsefeler inşa edenler Batı'yı eleştirdi, onardı. Yeniden insanlık aşkı için yola çıkıp partilere, kitlelere yön verdiler ve bu vahşi gelişmeleri hiç değilse zihinlerde, akıllarda ve vicdanlarda tölere etmeye çalıştılar.
Batı, bir taraftan vahşi kapitalistleriyle/ırkçılığıyla saldırdı, aşağıladı, yok etti, ama, yine kendi aydın kuşağı, kendi aklı, partileriyle bu gelişmeleri baştan sona eleştirdi.
Tarzan, yine zor durumda. Londra sokaklarında İngiliz gençler başörtülü kadınlara saldırıyor, tekme tokat dövüyor. Binlerce başörtülü kadın aylardır korkudan sokağa çıkamıyor. Londralı gençler, Arap yüzlü, göçmen, mülteci, Mısırlı, Pakistanlı tipleri tarıyor, saldırıyor...
Bu saldırıların yatışmasını beklemek hayaldir. Çünkü, Batı uygarlığı zencilerden, Yahudilerden zaten sabıkalıdır. Yani bu bir uygarlık hastalığıdır. Batı kendi devasa hastalığını iyi bildiği için yüzlerce yıldır birey ve insan hakları üzerine kendini sıkı bir tedaviden geçiriyor.
Evet, Batı dışı topraklar, Batı'dan, teknoloji, sağlık, ilaç, şehir, anayasa, demokrasi, bağımsız akademi, bağımsız aydın, örgütlenme, muhalefet gibi çok şey öğrendi!
Ancak, Batı uygarlığının genlerinden koparılması imkansız hale gelen başkasına tahammülsüzlük yine hortladı.
Bu seferki hortlayışı daha büyük felaketler taşıyor. Çünkü, Batı'nın, solcu, sosyalist ya da insan hakları, insan, birey, af örgütü, işkence örgütü gibi vicdan örgütleri son yirmi yılda hayli gevşedi...
Batılı gençlere, Batı'nın ne b… yediğini eleştirileriyle anlatacak, aydınları, sineması, tiyatrosu, gazeteleri kalmadı.
İnsanlık için, hepimiz için, şehirlerimiz için, uygarlığımız için elzem olan bu insani kurum, yardım, vicdan örgütleri, zaman içinde binlerce örneğiyle gördük ki, ajan servisleriyle ortak çalışmaya başladı.
Yani, bugün Batı'nın vicdan örgütlerini gizli servisler, gazete ve aydınlarını holdingler yönetiyor.
Bu gelişmeleri artık çoluk çocuk halk biliyor. Vahşi sanayileşmeye karşı otu böceği korumak isteyen Yeşiller'in ülkemizde hangi terör örgütüne destek verdiğini bilmeyen var mı?
Ya da dünya işkence örgütünün, Burma krallığında dahi burnu kanayan bir gerillanın haklarını raporlara yazıp manşete çekerken, aynı yıllarda, 1995'li yıllarda, Bosna'da ikiyüzbin insanın soykırımdan geçirilmesine ne diyorsunuz, sorusuna, örgüt başkanının 'Bu onların sorunu' diyebilmesi, bu örgütlerin artık vicdandan değil, ideolojiden çalıştığını tüm dünyaya öğretti.
Batı'nın eleştirel vicdan örgütlerini hemen kesip yargılayıp, atmayalım. Batı'nın bu eleştirel kurumları, Batı'nın emperyalist gelişmelerine karşı Batı'yı vicdani bir baskı altında tutuyordu. Vahşi Batılı bu boyunduruktan kurtulamıyordu. Çünkü bu eleştirel kurumlar partilerde, gazetelerde ve geniş kitlelerde yankı buluyordu.
Ama aynı vicdani örgütler neden son yirmi yıldır Pentagon raporlarıyla ortak hedeflere yönelip, İslam, terör ve asıl önemlisi dünyanın suçluları olarak batışı toprakları işaret etmeye başladı?
Ve gördük ki, Çeçenistan, Afganistan, Bosna, Irak topyekün katliamlarla haritadan silinirken, bu eleştirel insani kurumlar, yani, kah partiler, kah aydınlar, gazeteler görevlerini kasıtlı bir şekilde yerine getirmedi.
Hatta bu insani vicdan kurumları, aydınları paraya doyurup kafa kola aldı ve besleyip şımartıp, bu dünya savaşı karşısında hepsini susturdu.
Şimdi, Müslümanlara karşı Londra'da Batı uygarlığının mekteplerinden yetişmiş gençler av partisi düzenliyor. Müslüman kadınları döven bu gençler, yarın İngliiz akademilerinde profesör olacak, sinemacı, şarkıcı olacak. Ve Müslüman genç kızları köşebaşında tekme tokat döven bu Londralı genç, muhtemel ki yarın İngiliz parlamentosunda milletvekili olacak...
Batı uygarlığı, şöhretini, sömürge savaşlarıyla yapmadı. Bu sömürge savaşlarına rağmen, kendi içinden bu savaşlara karşı duracak büyük partiler, filozoflar, ahlakçılar, yani, insanlık davasını üstlenen aydınlar yetiştirmesini bildi.
Ancak bugün, bu kurumlar, ajan servislerinin kontrolüne girdi. Ve Londra'da gençlere, bugün Şam'da ve Kahire'de Hıristiyanların ve Müslümanların binlerce yıldır güle oynaya birlikte mutlulukla yaşadığını kimse anlatmak istemiyor.
Londra'da gençlere, Batı'nın bombalarının düştüğü her yerde, insanlığın ortak kardeşlik değerlerinin parçalanmakta olduğunu kimse anlatmıyor.
Ve bu yüzden, tarih boyu Hıristiyan ve Müslüman'ın bu kadar yoğunlukta ve mutlulukta yaşadığı Şam ve Kahire bombalanma sırasını bekliyor. Bombalamaların erkene alınması için Batılı gizli servislerin kendi şehirlerini bombalamakta olduğu şüphesini kimsecikler anlatmıyor...
Önce Birleşmiş Milletler devreden çıkarıldı. Sonra, insan, vicdan, haklar, birey örgütleri, bağımsızlığını yitirdi ve dünyanın ortak değerleri, Batılı holdingler ve ajan servislerinin kontrolüne girdi...
Hadi, şimdi, bağımsız aydınların olmadığı, yok edildiği, dışlandığı bu dünyada yaşayın da görelim!..
Nihat Genç.
Ben Ne Biçim Bir Müslümanım?
saygılar...
aKrep...
''İyi bir Müslüman mıyım?.. Kesinlikle değilim...
İyi bir Müslüman zaten kendisine iyi demez. Ben onlardan değilim. Gerçekten iyi Müslüman olmadığım için böyle konuşuyorum.
Bin türlü rezalet, zillet, esaret, hakaret altında keyfime bakıyorum. Yazıklar olsun bana!
Sabah kahvaltısı, öğle yemeği, ikindi çayı, akşam taamı... Bunları hiç atlattığım yok. Peki, İslâmî vazifelerimi hakkıyla yapabiliyor muyum? Heyhat!.. Efsus ki efsus...
Arada bir kırlara piknik yapmaya bile gidiyorum. Bende vicdan olsaydı, İslâm’a böylesine saldırıldığı, Müslümanların böylesine ezildiği bir zamanda gezip tozmayı, piknik yapmayı nefsime haram ederdim.
Namaz kılıyorum ama nasıl? Hakkını vererek, dosdoğru bir şekilde eda edebiliyor muyum?.. Hayır hayır, kendimi aldatmayayım. Ben iyi bir Müslüman olsaydım, namazı böyle kılmazdım.
Her gün bir yazı kaleme alıp gazeteye gönderiyorum. Bu küçücük hizmet yeterli midir? Bu yazılar acaba gerçekten hizmet midir?
Ben iyi bir Müslüman olsaydım Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Şarkî Türkistan’da ve daha nice yerde Müslüman kardeşlerimin mâruz kaldığı zulüm, işkence, çileler karşısında kahrımdan yataklara düşmem, kendimi yerden yere atmam gerekmez miydi? Vah vah, tüh tüh demekle iş biter mi?
İyi Müslüman olsam gülebilir miydim? Asla!.. Hep hüzünlü olmam, sık sık bir kenara çekilip göz yaşı dökmem gerekmez miydi?
İzzet-i nefs diye bir şey tutturmuş gidiyoruz. İslâm’ın, Ümmet’in izzetine saldırılırken bizim nefsimizin izzetinin ne kıymeti olur? Batsın böyle nefsanî izzetler!..
Bu gece bermutad tok yatacağım. Acaba bizim mahallede aç yatan biri var mı? Belki de vardır. O halde ben ne biçim Müslümanım?
Yaşım ilerledi, ölüm yaklaşıyor. Büyük yolculuk için azık topluyor muyum? Bu konuda gereken hazırlıkları yapmıyor, azık toplamıyorsam ben ne biçim Müslümanım?
Üzerimde hakları olan, kendilerine bilerek veya bilmeyerek kötülük yapmış, zarar vermiş olduğum, üzdüğüm kimselerle niçin helalleşmiyorum? Bu halimle ben ne biçim Müslümanım?
Niçin hâlâ şu fâni dünyaya dönüğüm?
Niçin “kârdan ziyandan geçtim, dükkânım yağma olsun!..” diye bağıramıyorum?
Benim sevgili din ve iman kardeşlerim, size karışmam ama ben kendime soruyorum: Bu halimle ne biçim bir Müslümanım?
Eyvah bana, vah bana, yazıklar olsun bana, hezar efsus bana...''
Mehmet Şevket Eygi